Anadolu'nun Sonbaharı

Gözüne sarı bir filtre takmış gibi görürsün tüm Anadolu’yu çünkü sonbahar geldi. Oysaki mevsimin ve doğanın sana sunduğu en gerçekçi doğallığıdır bu.
Ben en çok sonbaharda severim bu coğrafyayı. Kalabalıkların tenhalaştığı, gereksiz gürültülerin azaldığı, yolların ıssızlaştığı zamanlar bunlar. Nereye baksan yazın bittiği bir yorgunluk var tüm ara sokaklarda ve benim ruhuma iyi gelen yaz yorgunluğunun görüntüsü bu.
Binlerce fotoğraf çekilerek yitip giden manzaraların yerine ince kıyım tütünlere sarılmış çekimlere eşlik eden o manzaraların saatlerce izlendiği ve tek kareyle üzerine bin yıllık hikâyelerin düşünüldüğü Anadolu coğrafyasının en verimli zamanları bunlar.
Hırkana yapışan bir hüznü gezdirmek istercesine ve günün doğum sancılarını uykusuz gözlerle izlemek gibi dertleri olanların, navigasyonsuz gezdiği, ne sıcak ne soğuk ama inceden bir ürperti veren günler.
Anadolu’nun hangi köyüne gitsen, bahçelerde yalnızlığın köpeklere eşlik ettiği, tahta pencerelerin neredeyse yarısından fazlasının indiği, kapıların kapanmaya yakın olduğu ve bacaların akşam ezanından sonra yavaşça tütmeye başladığı, dumanının sislere karıştığı, gözyaşının çiğseyle anlamlandığı anların her birine tanıklık ettiğin zamanlar işte.
Görerek solmaya yüz tutan yeşillerin pastelleştiği renklerini, koklayarak toprağın nemini, duyarak göç eden turnaların sesini, tadarak en güzel bağ bozumlarının üzümlerini… İşte hepsi bu mevsimin sundukları bana.
Anadolu’nun hislerime bir davet şekli bu, beni çağırıyor ve tanıklık istiyor bu en güzel hâline. O yüzden şimdi yola çıkmalıyım, şimdi.



Yorumlar